Filistin için İnsanlık Nöbeti
Nöbette ilk gün
5 Ocak aksamı İstanbul'da, Levent'te bulunan İsrail Konsolosluğunun önüne geldik. Konsolosluğun girişine çıkan ara yol polis tarafından kapatılmış. Başkonsolosluğun bulunduğu yer, dev gibi plazaların olduğu bir yer. Başkonsolosluğa yakın bir alanda toplanmaya başlayanları görüp aralarında yerimi alıyorum. Birbirini selamlayan gözler aslında insanlığı selamlıyor.
Hükümetten talep edilenlerin yazıldığı pankartlar, bayraklar, özellikle de Filistin bayrağı sallanıyor ellerde. Yapılan konuşmada, sivil halka yapılan saldırılar bitene kadar buradayız deniyor. Bu dondurucu havada nasıl nöbet tutulacağı ve bunun ne kadar süreceği konusunda hiçbir fikrim yok. Konuşmaların ardından alkış ve sloganlar eşliğinde başlıyor nöbet. İnsanlık o an Gazze'de öldürülenler için nöbete duruyor...
Saatler ilerledikçe soğuk daha fazla hissedilir olmaya başladı. Ben çevremdeki umutlu gözlere hayretle bakarken başka şehirlerden de haberler geliyor; insanlık sadece İstanbul'da değil Türkiye'nin birçok şehrinde Gazze halkına destek için sokaklarda o anda. Ara ara insanlar yanımızdan ayrılıyor ve sonra herkese belki yetmeyecek ama paylaşılarak tüketilebilecek yiyeceklerle geliyorlar. Bir anda hem Gazze halkıyla hem de birbirimizle dayanışma içinde buluyoruz kendimizi. Sohbetler ediliyor, yarına dair planlar yapılıyor. Nöbete nasıl daha fazla insanın katılmasının sağlanılabileceği konuşuluyor.
Gece olmadan ayrılıyorum arkadaşların yanından.
İkinci gün
Medyada her gün yeni bir gelişmeden bahsediliyor. Meğer saldırılar çok önceden planlanmış ve aslında Türkiye'nin başbakanı dahil birçok kişi bundan haberdarmış. Buna rağmen engel olmak için fazla bir şey yapılmamış olacak ki ölüm haberleri artarak gelmeye devam ediyor.
Akşam üzeri nöbet arkadaşlarımı görmeye gittim. Aklımda belki onlar için yapabileceğim bir şeyler vardır düşüncesi. İlk gecenin güzel geçtiğini söylediler.
Saat 7 gibi bir araya toplanıyoruz. Konuşmalarda, katliamda ölen Filistinlilerin gün geçtikçe sayılarının arttığı ve halkın temel ihtiyaçlarının karşılanmadığı söyleniyor. İsrail ordusunun insani yardıma dahi izin vermezken Mısır'ın da bu konuda İsrail gibi davrandığı anlatılıyor. Hep beraber Gazze halkının yanında olduğumuz tekrarlanıyor ve İsrail ile Türkiye'nin yaptığı ikili askeri anlaşmalara son verilmesi talep ediliyor. Nöbetin saldırılar bitene kadar devam edeceği bir kez daha hatırlatılıyor.
Üçüncü gün
24 saat nöbet tutarak geçirilen iki günün ardından üçüncü gününde de insanlık nöbetinde, Yurtsever Cepheli arkadaşlarımın yanındaydım. Hem destek olmak hem de neler olduğunu görmek istiyordum.
Önceki günlerden farklı olarak AKP'nin gençlik kolları da orada. Doğrusu biraz kafam karıştı. Gazze halkına bu şekilde destek vermeleri güzel, ama biraz tuhaf değil mi? AKP iktidarda olan parti ve sonuçta İsrail'e karşı yapılabilecek birçok şeye dair yetki onlarda. Biz taleplerimizi hükümete iletirken hükümet partisi kimden ne talep edebilir ki?
Sonra bu eylemlerin ardından yardım kampanyalarının başlatıldığını da görüyorum. Bir an Deniz Feneri ile yapılanlar geliyor da aklıma her şeyi nasıl fırsata çevirdiğini görüyorum AKP'nin. Katliamı bile kullanmaktan çekinmiyorlar.
Perşembe günü herhangi bir konuşma veya etkinlik organize edilmemiş. Nöbet arkadaşlarım, ertesi gün daha yoğun bir katılım olmasını umduklarını o yüzden Perşembe günü sadece nöbet tutacak arkadaşların gideceğini söylediler.
Dayanamayıp Levent'e nöbet yerine gidiyorum. Yeni pankartlar gelmiş... Konya'da bulunan ve İsrail uçakları tarafından kullanılan Ana Jet Üssü'nün kapatılması talep ediliyor. Ayrıca İsrail Başkonsolosunun ve konsolosluk çalışanlarının sınır dışı edilmesi isteniyor.
Akşam eve geldiğimde büyük bir sevinçle Venezuela Dışişleri Bakanlığının örnek hareketini okuyorum bir haber sitesinde. Haberde "İsrail Büyükelçisi ve İsrail Büyükelçilik personelinin bir kısmının sınır dışı edilmesi kararı alındığı" bildiriliyor. Türkiye'nin de yapması gereken bu diye düşünüyorum.
Beşinci gün
Yorulan, üşüyen ve dahası birçok şeye direnmek zorunda kalan insanların gözlerindeki umudun ve azimlerinin hiçbir şekilde tükenmediğini o gün anladım. Günbegün artan kalabalık Cuma günü daha da bir artmıştı. İnsanlar öncelikle Gazze halkına sonra da İnsanlık Nöbeti tutanlara bir ses, bir nefes olabilmek için İsrail Başkonsolosluğu önünde toplanmıştı. Kitle örgütü temsilcileri, aydınlar, sanatçılar ve en önemlisi halk orada.
Türkiye'de bulunan Filistinli öğrencilerin konuşması ne kadar doğru bir iş yapıldığını tekrar hatırlatırken diğer örgütlerin de bu nöbeti desteklediğini görmek sevindirici. Barış Derneği'nin konuşmacısı Murat Pabuç "Barış sözünü kirletiyorlar" derken ne kadar da haklıydı.
Farklı şehirlerden hakkımızda haberler gelmeye devam ediyor. Bazı basın kurumları görmezden gelse de, halkın ilgisi o kadar büyük ki, bir kısım basın için İnsanlık Nöbeti'nden bahsetmek kaçınılmaz oluyor.
Yedinci gün
Pazar günü binlerce insan geldi Başkonsolosluğun önüne. Öğrenciler, emekçiler, aydınlar... Halk Filistin halkı ile dayanışmak için yağan kara, yağmura aldırmadan bir kez daha ordaydı. Nöbetin yedinci gününde başka örgütler de yoğun bir şekilde nöbet tutanları desteklemeye gelmişlerdi. İstanbul'un lüks, konforlu bir otelinde öldürülen Filistinli çocuklar için sahte gözyaşları döken First Leydi'yle tezat oluşturuyordu halimiz.
Konya'daki hava üssünün kapatılması, Bolu'da eğitim gören İsrailli komandoların kovulması ve İsrail'le yapılan anlaşmaların iptal edilmesi gerekiyor! Bizim düşüncemiz bu.
Sekizinci gün
Yol kenarında sallanıyor bayraklar; "insanlık burada, nöbet tutuyor" dercesine sallanıyor bayraklar. Kolları, bedenleri ve en önemlisi yürekleri yorulmayan yüzlerce insan dönüşümlü olarak Filistin Halkı için nöbet tutuyor.
Amerika ve NATO hiçbir şey yapmaz, AB ülkeleri kâh sessiz kalıp kâh İsrail saldırılarını haklı göstermeye çalışan açıklamalar yaparken, hükümet, Türkiye'nin bazı kentlerinde İnsanlık Nöbeti tutmak isteyenleri engellemekle uğraşırken İnsanlık Nöbeti dokuzuncu gününe girdi.
Orada insanlığın elleri Filistin bayrağını sıkıca kavramış geçenleri selamlıyor, Filistin halkının yalnız olmadığını haykırıyor, insanlığın yüreği Filistin Halkı için mücadelenin onurunu taşıyor ve insanlık bu katliamın önlenmesinde aslında yapılabilecekler varken halkın sahte gözyaşları ile kandırıldığını anlatıyor. Bugün sessiz kalan bir halkın, yarın yurtsuz kalacağını...
Duyan var mıdır?
Duru Ezra (Konuk Yazar)
duruezra@hotmail.com


